Bir tutku ve başarı öyküsü…

Bilgisi, duruşu ve mesleki saygınlığıyla gerçek bir başarı öyküsü.

“Kızım Derin yaşama sebebim, hastalarım motivasyon kaynağım.”

Yalıkavak’taki kliniğinde yaptığımız keyifli sohbette duyduğumuz bu cümle özetliyor genç doktorun başarısının ardındaki sırrı… Uz. Dr. Nergiz van den Berk’in mesleğine duyduğu tutku ve heyecan son derece etkileyici!
Büyüyünce ne olacaksın sorusuna en popüler cevabı verenlerden biri o. Oyuncak bebeklerine iğne yaparak adım atıyor aslında tıp dünyasına minik hayallerinde… 6 yıl tıp eğitimi, ardından uzmanlık ve hiç bitmeyen öğrencilik hayatı… Hayalinden vazgeçmediği gibi başarılarla ve ilklerle taçlandırıyor kariyerini…

Nergiz Van Den Berk kimdir? Kariyer yaşamınızdan bahseder misiniz?

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldum. Mezun olduğumda kafamda bir takım soru işaretleri vardı. Tıp, uzmanlık alanlarına bölünüyor. Dermatoloji, cilt hastalıkları, ortopedi, kas ve eklem hastalığı, enfeksiyon ya da göğüs hastalıkları gibi. İnsan vücudu bir organizma ve bir bütün. Parçalara ayırdığınızda sırf o parçayla meşgul olduğunuzda, sistemi yani bir takım hastalıkları kaçırıyorsunuz aslında. Uzmanlık alanıma karar vermem gereken bir dönemde çok büyük bir tesadüf ki, Amerikalı Dr. John Fowler Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde Acil Tıp İhtisası kurdu. Türkiye’nin Sağlık Bakanlığı adına Amerikan eğitimi alan ilk Acil Tıp Uzmanı oldum.

Bir semptom ya da şikayet çok farklı sebeplerden kaynaklanabiliyor. Mesela yüzünüzde çıkan sivilcenin nedeni bağırsak bozukluğu olabilir. Bu hususta daha sistematik yaklaşmayı Acil Tıp İhtisası ile öğrendim. Hasta karın ağrısı ile geliyor, kalp krizi olabilir ya da göğüs ağrısı, depresyon bulgusu olabilir. Kısa sürede teşhis etmek ve ardındaki sebebi bulmak sistematik bir yaklaşım gerektiriyor. Bu sebeple acil tıp uzmanlığı ilk tercihimdi.
Aldığım eğitim sonucunda insan bedenine hakim olup, semptomdan teşhise adapte olduktan sonra mevcut sistemi sorgulamaya başladım. Motomot bir algoritma öğretiliyor size ve hasta geldiğinde bu doğrultuda teşhis konuluyor. Emarlar, tomografiler… Teşhisten sonra ilaç yazılıyor ve olay bitiyor. Çoğu zaman o ilaç hastalığı tedavi etmiyor, yaşam kalitesini kısa bir süre artırıyor ve bu süreçte farklı bir rahatsızlığa sebep olabiliyor. Aslolan hastalığın nedenini bulabilmek ve tabiki çözmek. Tedavi etmeye çalışırken insan bedenini daha da hastalandırmamalı, yaşlandırmamalıyız diye düşünüyorum. Bu sebeple koruyucu hekimlik ve anti aging üzerine yoğunlaştım. Hollanda Tilburg Üniversi’nde yaklaşık 7 yıl bu alanda çalışmalar yaptım. 2010 yılında bir tavşan üzerinde gerçekleştirdiğim “Omuriliği nasıl koruruz?” adlı çalışmam 1. seçildi. Üniversiteden bölüm başkanlığı teklifi aldığım yıl memleket hasreti ağır basınca yurda dönmeye karar verdim. Sağlık Bakanlığı tarafından İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne atandım.
Londra Kraliyet Akademisi’nden deri, yumuşak doku ve kaslarda USG kullanımı ile ilgili diploma alan ilk Türk doktoru oldum.
3 yıldan bu yana Ng klinik çatısı altında Bodrum’da sağlık hizmeti sunuyorum.

Anti aging hususunda yaptığınız tedavi, çalışma ve verdiğiniz eğitimleri anlatabilir misiniz?

Günümüzde anti aging gibi yaşlanma karşıtı çalışmalar çok ileri düzeyde. Artık yaşlanmayacağız ya da çok geç yaş alacağız diyebiliriz. Bu süreçte elbette hastaya bireysel yaklaşmak önemli. Her birey kendine özgü bir vücuda, bedene sahip. Annenizin karnındaki beslenme şeklinizden, doğumunuza, yediğiniz gıdalardan, emdiğiniz süte, bağırsak floranızın nasıl geliştiği, hayatınızda çok stres yaşamış olmanızdan tutun, ruhsal ve bedensel tüm analizleri yapıp en uygun tedavi yaklaşımını seçmek büyük önem arzediyor.
Dünya genelinde yapılan çalışmalarda çok ilginç sonuçlara ulaşıldı. Anne sütü bebek için son derece faydalı ve ne kadar kalsiyum, protein gerekiyorsa bunu karşılıyor. Aynı zamanda oligo sakkarit denilen şeker molekülü anne sütünde oldukça fazla ve araştırmalar gösteriyor ki bu molekül bebeğin bağırsağındaki bir bakteriyi yani mikroorganizmayı besliyor. Bağırsak florası o kadar önemli ki bebeğin sağlıklı yaşamını, savunma mekanizmasını geliştiyor.

Anti agingte aslında insan hücreleri 150 yıla kadar kodlanmış durumda. Ancak yaşamsal koşullar, uykusuzluk, stres gibi etkenler ruh ve beden bütünlüğünü etkiliyor. Telomer diye bir çalışma var bu bir kromozom proteini. Bu proteinin uzunluğuna bakarak ne kadar ömrünüzün kaldığını görebiliyoruz. Ne kadar uzatabileceğimizin de çalışmaları mevcut.

Ruh sağlığı da anti agingte çok etkili. Pozitif düşünceler, stressiz bir yaşam, mutlu olmak telomeri uzatan en önemli detaylar. Hastalarıma her zaman yiyecek aramayın besin arayın diyorum. Günümüzde anti aginge karşı savaşmamız gereken en önemli konu beslenme. Özellikle çalışmalarımda gıda intolerans testlerine ağırlık veriyorum. Çoğu hastamda bir meyve intoleransı çıkıyor, sindirememe sorunu olduğunu görüyorum. Çünkü fruktoz yüklü meyveleri tüketmekten safra kesesini, karaciğeri yoruyoruz. Bu sebeple anti agingte en önemli unsur doğal beslenme, fiziksel aktivite, iyi bir ruhsal yapı. Çok iyi tahliller var artık. Mikrobesinler , mikrobiyotolar… Bu şu anlama geliyor. Diyelim ki vücudunuzun 375 mg kalsiyuma ihtiyacı var. Ancak piyasaya baktığınızda tüm kalsiyumlar 500 mg. Kafamıza göre değil, vücudumuzun hücresel ihtiyacına göre vitamin, mineral, hormon desteği sağlıyoruz.

Kliniğinizde ne tür sağlık hizmetleri sunulmakta? Tedavi sürecinde hastalarınızla çalışma sisteminizi anlatır mısınız?

İlk görüşme çok önemli. Hastayı anlamak, hastanın geçmişini, geleceğini, ruhsal durumunu algılamak gerçekten önem teşkil ediyor. Sizin için açılan dosyanızda gerekli olan formlar dolduruluyor. Kliniğimizde bir tura çıkıyorsunuz. Birebir neler olduğunu gördükten sonra hekim hasta ilişkisi başlıyor. İlk olarak cilt analizi ve gerekli görülen kan tahlilleri yapılıyor. Hastanın ne istediği de önemli elbette. Örneğin bazı kilolu hastalarımız gelip yüzümde sarkma var bunu toplayalım diyor. Ancak önce yağ oranımızı düşürüp kilo verip, tedaviye geçmek gerekir. Hastalar bu uyarılara genelde uyuyor.

Kliniğimizde anti aging ve acil müdahalenin yanısıra genetik testler, besin intöleransı, bağırsak flora, candida, ağır metal, vitamin ve mineral dizgi hizmetleri veriyoruz.

Elbette kök hücre üzerinde de çalışıyoruz. Kök hücrede kulak arkasından bir parça ve kanınız alınıp İstanbul Teknik Üniversitesi’nde çalıştığımız bir laboratuvara gönderiliyor. 3-4 hafta sizi tamamen gençleştiren hücreleriniz sizin kanınız ile üretiliyor. 20 milyon civarına ulaştığında tamamen tedavi amaçlı, gençleştirme, yara izleri, ameliyat izleri, akne izleri gibi bölgelere enjekte ederek tedavinizde kullanıyoruz. Sağlık Bakanlığı’nın onay verdiği bir laboratuvar burası. 4 yıl boyunca giden örnek saklanıyor ve 4 yıl sonra tekrar kök hücre çalışması yapmak istediğimizde bu genç hücreler kullanılıyor.

“Sağlık Hizmetlerinin Hukuki Boyutu” adlı kitabınızın içeriğinden kısaca bahseder misiniz?

Tıp fakültesinde okuduğum yıllarda asansöre bineceğiniz vakit beyaz önlüğünüz varsa size öncelik verilirdi, büyük bir saygı vardı. Hollanda’dan döndüğümde durumun çok değiştiğini farkettim. 1997 yılında çıkan hasta hakları ile birlikte hastaların hekimler üzerinde herşeyi söyleyebilme ve yapma gücü oluştu. Hekim hakları yoktu. Acil servisler bunun en çok yaşandığı yer. Sürekli bir vukuat olması sebebiyle sağlık hukukuna hakim olmam gerektiğini düşündüm. Hem kendi haklarımı, görev ve sorumluluklarımı hem de hastaların sorumluluklarını anlatmak üzere İzmir Üniversitesi’nde Sağlık Hukuku doktorası yaptım. “Acil sağlık hizmetlerinin hukuksal sorunları” başlıklı tezim kitabı hazırlama sürecimde ciddi bir kaynak oldu. Bu yayın, yönetmelik ve mevzuatlar ekseninde, hasta ve hekim açısından akut bir durumda danışılacak bir kitap.

One Comment

Leave a Comment